30 Tem 2014

Yusuf ile Züleyha (Düş Kraliçesi)

  Merhaba ben Züleyha. 1990 İzmir doğumluyum. 3 yaşında gözüme sıçrayan yağ damlası nedeniyle görme engelliydim bundan yaklaşık 4 yıl öncesine kadar. Beni hiç tanımayan bir aile ölen oğullarının organ ve dokularını bağışladı. Bende ondan aldığım kornea ile görmeye başladım.

  Ameliyattan sonra aileye teşekkür ve baş sağlığına İstanbul'a gittiğimde havaalanında gördüm ilk kez onu... Yusuf... Koca alanda gittim çarpacak bir onu buldum ya da o beni... Her neyse sonuçta çarpıştık. Elimden fırlayan okuma kitabım gitti onun saçılan kağıtlarının arasına düştü. Aceleyle ben onun kağıtlarını toplamaya çalışırken o kitabımı buldu.

'En Son Yürekler Ölür'
'Ah kitabım!'

  Gülümseyerek 'Çok güzel bir adı var.' dedi. Gülümsediğinde açığa çıkan iri gamzeleri ile büyük mavi gözleri insanın içini ısıtan cinstendi. Teşekkür ederek kağıtlarını iade ettim ve kitabımı alıp uzaklaştım. Nereden bile bilirdim onu hayatımın sonuna kadar görmek isteyeceğimi?

  Bu kitabı bana ameliyatımdan önce bir arkadaşım anlatmıştı. 'Aslında okuyabilsen çok seveceğin bir kitap' deyip ardından kırdığı potu fark etmişti. Kendini affettirmek içinde bana o kitabı alıp kitap fuarında imzalatmıştı. Sonra bir doktora götürmüştü beni. O güne kadar çarem olmadığını düşünüyordum ancak doktor kornea nakliyle gözümün görebileceğini söylemişti. Sonra nakil sırasına girdim. 3 ay sonra sıra bana gelmişti ve ameliyatımı oldum. Ancak o bedenden alınan tek organ bana nakledilen kornea değildi. Kalp Ankara'ya böbreklerden biri Bursa'ya diğeri de Ordu'ya yollanmıştı.

  Melek Hanım (ölen kişinin annesi) beni ve diğer alıcıları boğazda çok şık bir kafeye davet etmişti. Büyük dikdörtgen bir masaya oturduk ve konuşmasına başladı. 'Çocuklar biliyorsunuz Cüneyt yaklaşık olarak sizin yaşınızdaydı. Çok iyi bir çocuktu benim oğlum tek yaramazlığı hızdı. Doğduğu ilk günden beri içinde büyüyen bu hız tutkusunu ne yaptımsa yok edemedim ve bu onun sonu oldu. Evet evladımı kaybettim içimde kocaman bir ateş yanıyor ve hayatım boyunca da asla sönmeyecek bu ateş... Ama öbür yandan ben evladımı kaybederken evlatlar kazandım. Sizler artık benim evlatlarımsınız. Ne zaman isterseniz buyrun, kapım, evim, odalarım hepinize sonuna kadar açık...'

  İlk defa ameliyatlı olan gözümden yavaşça bir damla süzüldü yere doğru. Yusuf tam karşımdaydı. İri mavi gözleriyle bana bakıyordu. Fark etmemiştim o ana kadar ağladığımı. Usul usul, sessiz hıçkırıklarla ameliyattan sonra ilk defa ağlıyordum. Zorlukla gözümü ondan alıp Melek Hanıma döndüm. Melek Hanımda ağladığımı fark etmiş, bana bakıyordu.
'Kusura bakmayın...'

  Suçlu hissediyordum kendimi. Sanki Cüneyt Beyin korneasını almak için ben öldürmüşüm gibi suçlu hissediyordum. Masadan özür dileyerek kalktım. Caddeye çıktım. Derin bir nefes çektim içime ancak aldığım nefes büyük bir hançer gibi oturdu içime. Ardından bir el hissettim omzumda. Sıcacık koruyucu bir el... Arkama döndüğümde Yusuf  'İyi misiniz?' diyordu. 'İyiyim. Teşekkür ederim.' Değildim! Aklımdan geçenleri keşke hayatımda ikinci defa gördüğüm bu genç adama anlatabilseydim... Sanki aklımdan geçenleri anlamış gibi gülümsedi. O koca iri gamzeleri yine ortaya çıktı.
'İsterseniz masaya dönelim Melek Hanım merak eder.'
'Peki'
Masaya geri döndük. O ağır hüzünlü hava gitmiş yerine eğlenceli bir sohbet havası gelmişti. Melek Hanım Ordu'dan böbreği alan Cemal Bey ile memleket meselelerine dalmış sohbet ediyorlardı. Birden aklıma ne kadar yakıştıkları geldi. Cemal Bey ile ameliyat için kan testi yaparlarken tanışmıştık. Emekli astsubaydı. İtiraf etmeliyim yaşına göre çokta yakışıklıydı. İri siyah gözleri kır saçlarıyla tezatlık oluşturuyor onu daha sevimli bir adam yapıyordu. Çokta espriliydi. Şaka yapmak için bir fırsat çıktıysa onu havada bırakmaz mutlaka kaliteli bir espri yapardı. Onun yanında bir insanın hüzünlü durması imkansız gibiydi.
'Pardon kendimi tanıtmayı unuttum ben Yusuf... Cüneyt Beyden kalp aldım. Siz ne aldınız? ' Yusuf'un bana doğru uzanan eliyle kendime geldim.
'Züleyha... Benim aldığım organ sayılmıyormuş. Kornea dokusu aldım. Ama tabii bana soracak olursanız tek hücre bile organ sayılmalı.' dedim elini sıkarken. Masaya oturduk.
'İyi misin yavrum?' Melek Hanım ameliyattan beri bana yakın davranıyordu. Muhtemelen annemi öğrenmişti.
'Teşekkür ederim. İyiyim.'
'Lütfen bir daha ağlama yavrum. Sen ağlayınca benim içim yanıyor.'
Tebessüm edebildim sadece.

Artık kalkma vakti gelmişti. Hava kararmış, vakit epey geç olmuştu. Herkes otoparka doğru ilerlerken ben aradan otobüs durağına doğru yöneldim. Arkamdan bir ses 'Züleyha Hanım anahtarınızı düşürdünüz!' Yere doğru eğilip almaya çalışırken Yusuf hemen yerden alıp bana uzattı. Gülümseyerek 'Bağcılar Jolly Joker'e nasıl gidebilirim?' diye sordu. Bir an beni mi takip ediyor bu diye düşünmeden edemedim ama yine de 'Bende oraya gideceğim birlikte gidebiliriz' dedim. Yüzü gecenin o karanlığında dahi görülebilecek kadar net birden kızarıverdi.

Jolly Joker'e vardığımızda o kulise gideceğini söyleyerek yanımdan ayrıldı. Ben ise gözümle etrafı tarıyordum. Tanrım görmek ne güzel bir duygu... Görebilmek... 'Züleyha!' Tanıdık bir ses... Aman Allahım gerçekten bu Çisil miydi? Bana kitabı alan arkadaşım! Onu hiç görmemiştim. Yalnızca sesinden tanıyordum. Ona doğru ilerledim, sarıldık.. 'Hoşgeldin birtanem kusura bakma ameliyatından sonra gelemedim. Bende ufak operasyonlar geçirdim. 5 ay seyahat etmeme izin verilmedi. Sonra da gördüğün gibi bu hale geldim.' İşte tam da o zaman fark ettim. Hamileydi! Her an içinden aşırı sevimli bir bebek fırlayacakmış gibi kocaman bir göbekle karşımda duruyordu.
'Aaay! Çok sevindim! İyi ki gelmemişsin! Bir prenses mi geliyor? Yoksa bir prens mi seveceğiz?'
'Prens ve prenses'
'Aman Allahım ikiz hemde! Adlarını ne düşünüyorsun?'
'Çınar ile Defne'
'Ay ne güzel! Allah güzel huzurlu sağlıklı ömürler versin!'
'Sağol tatlım...'
Sahneye gözüm takıldı bir anda. Yusuf sahneye çıkmış. Elinde bir gitarla sahne ayarı yapıyordu. Sonra yavaş yavaş bir şarkı başladı.

Yollara düştüm yalnızlar çağında
Pusulam yok ama resmin yanımda
Tanrı üstümde toprak altımda
Yürüyorum bir tek sen varsın aklımda...
(Yüksek Sadakat-Yürüyorum) 

İşte bu an tam kalbimin üzerinde hiç hissetmediğim bir duygu hissettim. O mavi gözleri, gözlerimde takılı kalmıştı. Aşık olmuştum. Artık o sadece benim sevdiğim değil. Aynı zamanda 2 yıllık eşim ve şu an karnımda onun evladını taşıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarda argo ve benzeri kelimeler kullanmamaya dikkat ediniz.
Türkçenin imla kurallarına uymaya özen gösteriniz.
+18 içerikli yorumlar yapmayı aklınızdan geçirmeyiniz.
Facebook ve Twitter Türkçesiyle yazılmış; k ve v harfleri yerine q,w,x harfleri kullanılan yorumlar okunmadan silinecektir.