16 Eki 2014

Eyvah Leyla Oldum!

  2 yıldır beklediğim konser hiç beklemediğim anda beni buldu desem inanır mısınız? Sırf onu canlı izleyebilmek için Jolly Jokerlere yalvardığım konser geldi ve beni buldu... Hemde öyle kapılarını aşındıracağım yerlerde değil okulumda, kendi kampüsümde...

  Tamam... Kabul ediyorum bundan yaklaşık 2 ay öncesine kadar 'Hacettepe ve ben, Elbruzla Paris kadar uzağız' diyordum ama işte kader ya da evren bana acımış olacak ki gitti Yüksek Sadakat'i (ve tabii Selçuk Sami Cingi'yi) bizim okulumuza konser vermesi için kadere yazdı. Evren yolladı yani... Hatta postaladı diyeyim çünkü acil postadan bile hızlıydı dileğimin kabul oluşu... Lütfen bu kız yine delirdi demeyin. Ben bir zavallı Cingi mağduruyum.


  Hadi baştan başlayayım. O tweeti gördüğüm güne dönelim. Tarih 13 Eylül 2014 saat:10:39... Her zaman yaptığım gibi Twitter da boş boş, mahzun mahzun geziniyordum. Ve birden yeni bir tweet geldi. 'Kesin reklam' diyerek açtım. Nispeten reklamdı. Kinetix sponsorluğunda Yüksek Sadakat Hacettepe Üniversitesine geliyordu. İlk okudum. Fazla normal geldi. (O ara Hacettepe Üniversitesini kazandığıma kendimi ikna etmeye çalışıyordum.) Birden durdum. 'Hacettepe'ye mi!?' Yaklaşık 15 defa aynı cümleye takılı kaldım. Tekrar tekrar okudum. İlk 'Biri benle kafa buluyor, beni kötü yerimden vuruyor' dedim. Sonradan tweeti kimin attığına gözüm ilişti. Selçuk Sami Cingi! Nasıl!? Cingi? Adı Selçuk Sami olan... Yemedim! Hiç yemedim! Yoksa... Doğru mu? Vallahi de billahi de doğruydu! İki adet bana asır gibi gelen yılın ardından, Selçuk Sami Cingi dibime, Hacettepe'ye geliyordu! Birden moralim yerin altına kadar düştü, Hacettepe, bir üniversiteydi ve dolayısıyla öğrenciler girebilecekti yalnızca... Tam gözlerim dolmuş, damlaları yere düşecekti ki... İçimden bir ses avazı çıktığı kadar bağırdı. 'Safım sen Hacettepe'yi kazandın ya!'

'Anneeeeeeeeeeeeeee! Babaaaaaaaaaaaa! Ay! Yaaaa! İnanmıyorum! Ay!' Bu arada delirmiş avazım çıktığı kadar bağırıyordum.

'Selçuk Sami Cingi... Buraya geliyor! Hacettepeye! Heeeey!' Sustum. Evde kimsenin olmadığı, herkesin dayımlara ziyarete gittiği aklıma geldi. Bende tuttum Çekikciğimi aradım. Yoksa o mutlulukla delirirdim. 3 defa uzun uzun çaldırdım telefonunu. Alo demesine fırsat vermeden başladım konuşmaya.


'Suzy Suzy Ne oldu bilemezsin! Cingi Hacettepeye geliyor! Ben nereyi kazandım Hacettepe! Sen Gazi... Size gelmiyor ama sen 13 Ekimde okula gitmiyorsun! Neden? Çünkü benimle konsere geliyorsun! Ben orada sevinçten delirip bayılmamam için beni sakinleştirecek, bayıldığımda bana sahip çıkacak adam lazım... Anladın mı beni? Anladın... Anladığına göre güle güle...'

Bunların tamamı ve daha fazlasını tek nefeste, taramalı tüfek gibi ardı ardına sıralayınca anlayamadı tabii garibim. Birden araya girip 'Ne?' diyebildi ancak. Sakinleşmeye çalışıyor ancak kalbimin sesini duydukça iyice telaşlanıyor, kelimeleri birbirine geçiriyordum.
'Kapa telefonu da yaz. Anlamadım tek bir kelime bile...'
Kapatıp aceleyle yazmaya koyuldum. Destan çıktı tabii iki dakikada heyecandan... Sonra akşamına annemler eve döndü onlara da anlattım. Ama daha sakin (!) bir dille... Oradaki ünlem işaretini anlamışsınızdır. Ardından Çekikciğim geri aradı.

'Sarı bu 13 Ekim ne zaman?'
'13 Ekim...'
'Hayır yani hangi gün?'
'Çaaaaaaaarşamba olması lazım gerek...' (Evet Türkçeyi katlettim biraz ama... Heyecan olacak o kadar...)
'Güzel çarşamba günü ne var?'
'Konser! Selçuk Sami Cingi konseri!'
'Hayır normal bir çarşamba günü ne var?'
'Kaçak Gelinler?'
'Senin jeton kaç köşelli allah aşkına!?'
'3?'
'Doğru! Aklın yerine geldiğine göre tekrar soruyorum... Sence benim okul zamanı, çarşamba günü, okulum olmaz mı?'
'Oluur...'
'E sen beni nereye götürüyorsun?'
'Konser şeyine...'
'Sence ben Gazi öğrencisiyken alırlar mı beni Hacettepe'ye?'
'Almazlar mı?'
'Almazlar. Hem ben nasıl geleyim 1 gece için? Ertesi günde okul var...'
'Gelemez misin yani? Peki...'
Ne yalan söyleyeyim gözlerim doldu. Ağlayacaktım. Çekikten başka kimseye de tutup 'Benimle konsere gel' diyemezdim, desem bile gelmezlerdi. Yine de 13 Ekim'i ip ince gelir kopar duygusuyla halatla çektim.

Ve 13 Ekim günü... Tam teçhizatla gittim okula... Şemsiye, yağmurluk, taşınabilecek maksimum insani ihtiyaçla dolu, yıllar sürecek seyahate hazırlanır gibi çanta görünümlü bir bavul... Derse girdim çıktım ama derste ne işledik bihaberim şuan. Bir dirhem fikrim yok o konuda. Çarşamba gününü ruhen konserde ancak bedenen derslikte geçirdim. Konsere iki saat kala fırladım çıktım dersten. (Hoca Allahtan ben çıkmadan çıkabilirsiniz demiş bunu konserde karşılaştığım Merve'den, dün ders arasında öğrendim) Koşmaktan ziyade uçarak gittim konserin yapılacağı Amfi Tiyatroya. İşlerim rast gitti, Merve ile karşılaştım fazla VIP bileti varmış bana verdi. (Allah göğe koyduğu yıldızlar kadar razı olsun ondan!) Herkesten 'Geçebilir miyim? Ben miniğim,minnağım,siz yine sahneyi görürsünüz, ben cici cici dururum şuracıkta' diyerek sahneye doğru yaklaştım ve en önde kendime bir yer buldum. İki saat önceden gidip de, üzerine 1 saatte kinetix 'sürprizler' dağıtınca tabii biraz sıkıldım. O oyunlar beni hiç açmadı. Tabii dolayısıyla öyle put gibi durdum orada. Yanımdakiler ama fazlasıyla eğlendi. Neyse sonunda beklediğim an geldi. Selçuk Sami Cingi ve arkadaşları (Serkan Özgen, Uğur Onatkut ve Kutlu Özmakinacı'dan kendilerini bir kelimeye sığdırdığım için özür dilerim.) sahneye çıktı. Tabii onları gören ben açıldım. 1-1,5 saat kadar süren konserde çevremdekilerin benden bekleyemeyeceği enerjiyle şarkılara eşlik etmeye, zıplamaya başladım. Bir ara sahneden Cingi atlayıp herkesle 'çak yapmaya' başladı ve ben kendimden beklenmeyecek bir cesaret gösterip elimi uzattım bana 'çak yapması' için. O ara yanlışlıkla telefonumun tuş kilidini açtım. Tabii ekran arka planımda Cingi'nin resmi var. Tam karşıma geldiğinde elimi tuttu ve telefonumdaki resmi fark etti. Elim soğuk olduğundan tuttuğu an soğukluğumu hissetti ve gözlerini açıp 'Uvv!' dedi. Elimden telefonumu alıp yakından baktı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı ve tam gözlerimin içine baktı. O an sanki o konserden uzaklaştım. Sesleri duyamaz oldum. Oysaki sesler içimden geçiyor kalbimin atışını hissetmeme dahi engel oluyordu. Şaşkınlıktan kalakalmıştım. İki yıldır nerede konseri var, nasıl konserine giderim, nasıl yaş kontrolünden yakalanmadan içeri girebilirim diye kafa patlattığım insan işte karşımdaydı. Birde üzerine üstlük elimi tutuyordu! Sonra telefonumu uzattı ve yeryüzüne geri döndüm. Ancak elim ısınmış, sıcacık olmuştu. Arkamdaki kızların bağırdığını, birinin omzuma dokunduğunu 'İyi misin?' dediğini hatırlıyorum. Birde 'Elimi tuttu, telefonumu eline alıp ekranına bakıp güldü.' diye bağırıp o hiç tanımadığım kıza sarıldığımı...

Konser bittiğinde ilk annemleri aradım beni gelip almaları için, sonra Çekik'i... O gürültülü kalabalık içinde benim heyecanlı ve hızlı konuşmamı elbette ki anlamadı. Anlamasını da bekleyemem zaten benim aşırı mutlu halim çekilecek şey değil.


Sonra dün yine bir tweet gördüm, yine Cingi yazmıştı. 'HU Beytepe Kampüsü öğrencilerine, soğukta ve açık havada bizimle her şarkımızı özenle söyledikleri için çok teşekkürler!' dayanamadım yanıtladım. 'Siz yine gelin biz yine o şarkıları söyleriz.' Sonuç... Favorilerine eklendim! İki gündür, aklım beş karış havada geziyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarda argo ve benzeri kelimeler kullanmamaya dikkat ediniz.
Türkçenin imla kurallarına uymaya özen gösteriniz.
+18 içerikli yorumlar yapmayı aklınızdan geçirmeyiniz.
Facebook ve Twitter Türkçesiyle yazılmış; k ve v harfleri yerine q,w,x harfleri kullanılan yorumlar okunmadan silinecektir.