5 Haz 2014

Geçmişe Yolculuk...

  'Karadeniz insanı delidir!' diyenlere 'Yok ula siz çok safsinuz!' diyesim var açık net!
'Karadeniz kadını cidden cadaloz ve cazgır oluyor!' diyene ise 'Ula uşağum penum ne zararimi gördun?' diyesim var.

  Her ne kadar Çerkes olsam da elbette ki bir yanım Türk... Yoksa Türkiye'de işim ne? Değil mi ama... Evet efendim ben kısmi Türk'üm! (Çoğu zaman bir 'Ne Mutlu Türk'üm!' demeyi ırkçılık sayanlara karşı gururla ve inatla 'Ne Mutlu Türk'üm' diyenlerdenim!) Ve gururla söylüyorum! Ben Peygamber'inin İstanbul'la ilgili hadis-i şerifi var diye koca bir orduyla İstanbul'u gencecik yaşta fetheden Fatih'in torunlarındanım... Çanakkale'de değil bir insanın kaldırması, 10 insan bir araya gelse zor kaldıracağı top mermisini tek başına iki defa cepheye taşıyan aslan yürekli Seyit Onbaşının torunlarındanım... İngiliz ve Fransızların 1915'te tereyağından kıl çeker gibi kolay geçmeyi planlayıp 'Saat 5'te boğazda sizin meşhur 5 çayınızı içeriz' diyen bir Fransız komutanının başına o koca boğazı yıkan asil komutanın, Mustafa'mın, Kemal'imin, ATATÜRK'ümün torunuyum... Hayatım boyunca Türkleri çekemeyenlerin Türklere 'Barbar' demesiyle gurur duymuş bir insanım. Her daim de beni görmeden beni seven, beni düşünen o adamın peşinden gideceğim. Gerekirse şeriatı getirin. Umurum değil! Ben son nefesimi verene kadar onun yolundan gideceğim. Gerekirse kaçarım... Gerekirse canımı çıkarana kadar eziyet edin bana ama ben dönmem o yoldan. Hatta beni öldürmeniz mutlu eder beni...

  Daha güzeli var mı acaba onunla aynı dünyada olmaktan? Bir düşünsenize bir yere gidiyorsunuz. Herşeyi söylemek, herkesi görmek mümkün... Namık Kemal diyorsunuz... Ah büyük üstad... Vatan,hak,hukuk,adalet dediği için oradan oraya sürülmüş yüce şair... Ne büyük şeref seninle tanışmak... Ve yahut Mehmet Akif... Yüce bayrak şairi... Gözünüzü kapatıyorsunuz... Bir de açıyorsunuz ki altın sarı saçları, engin masmavi bir denizi içine alan gözleriyle Atatürk... Türk olmayı bize yeniden öğreten yüce adam... Bu tanım hafif mi kaldı acaba? Evet hafif kaldı maalesef ama dünyanın hiçbir yerinde onu tam anlamıyla anlatabilecek herhangi bir sözcük yok... Ve yahut Nazım Hikmet... Bize aşık olmadan aşkı yaşatan adam... Türkçe'nin mavi gözlü devi... Bir de onun minnacık bir kadını vardı değil mi? Piraye... Hatice Piraye Hanım...

  Düşünsenize bir de o taraflarda onların haricinde ne padişahlar, ne sultanlar, ne hakanlar var... Şimdi gözünüzü kapatıp Kanuni ile sohbet ettiğinizi hayal edin... 46 yıllık saltanatında kim bilir neler gördü kimleri tanıdı? Ve yahut Mihrimah Hanım Sultan... Doğuştan sultan... Saçları yerleri döven o eşsiz güzellikteki kadını... Yüzü suyu hürmetine bir mimara eşsiz camiler diktiren kadını... Peki ya o mimar?.. Koca Sinan... Kim bilir ne yapılar yapacaktı ömrü vefa etseydi? Ne kubbeler dikecek, ne köprüler yapacak,ne eşsiz eserler bırakacaktı dünyaya?..

  Ve yahut Çinlilere o koca duvarı, Çin Seddi'ni yaptıran o yüce hükümdar... Veya o 3 koca taşı çiviyle oyarak yazan Göktürkler.. Kim bilir neler yaşadılar? Nasıl insanlar tanıdılar? Nasıl savaştılar?...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarda argo ve benzeri kelimeler kullanmamaya dikkat ediniz.
Türkçenin imla kurallarına uymaya özen gösteriniz.
+18 içerikli yorumlar yapmayı aklınızdan geçirmeyiniz.
Facebook ve Twitter Türkçesiyle yazılmış; k ve v harfleri yerine q,w,x harfleri kullanılan yorumlar okunmadan silinecektir.